Kendimiz için bir yol bulmak
Depresyon , Kaygı ve stres, Takıntılı düşünceler, Fobiler, Yeme bozuklukları, Panik ataklar, Cinsellik ve ilişkiler ile ilgili sorunlar, İş yeri ile ilgili problemler, Düşük özgüven, Madde bağımlılığı, Yas, Psikolojik travma…
Yaşamsal acı çok çeşitli biçimlere bürünebilir. Bunlara isimler koyarız, belirtiler ayırt etmeye, sınıflara ayırarak kontrol altına almaya uğraşırız, bu konularda teoriler üretir, tanımlamalar yapmaya çalışırız, konu hakkında öğrenilebilecek ne varsa öğrenmeye, ‘normal’ olanla olmayanı ayrıştırmaya çalışırız; acıyı azaltmak ya da en azından başa çıkılabilir hale getirmek için elimizden ne gelirse onu yaparız.
Zaman zaman üstünü örterek, zaman zaman dikkatimizi başka şeylere çevirerek, bazen üzerine gitmeye, mücadele etmeye bazen uzak durmaya, özetle, bir şekilde yaşamı yaşanabilir hale getirmeye çalışırız…
Çok soru var; doğru yöntem hangisi çok belirsiz, doğru bir yöntem var mı bunun kendisi de belirsiz. İnsanlar zaten birbirinden bu kadar başka iken nasıl olur da sorunlarının çözümü aynı olabilir ki? Hem benim için doğru olanı, bana iyi geleni benden başka kim bana söyleyebilir ki?
Sorun çıkaran, yaşamı zorlaştıran, acı veren bu şey her ne ise günden güne de değişiklik gösterir; bakmışsınız bir gün bir kategoridesiniz, ertesi gün başka bir tanesinde…
Adım Yasemin Dinç, Klinik Psikolog, ya da daha bilinen adı ile Psikoterapist’im. Ankara’da 100. Yıl’daki ofisimde Türkçe ve İngilizce psikoterapi hizmeti vermekteyim.
Ne anlama geldiği belli olmayan, konfeksiyon modeli sınıflandırmalara dayanan tavsiyeler vermek ya da size nasıl “doğru”, “uygun” veya “normal” düşünce ve duygulara sahip olacağınızı “öğretmek” yerine sizi güvenli, yargılanmayacağınız bir ortamda serbestçe konuşmaya davet ediyorum.
Acımızı ve kaygımızı tek bir kategori ya da isimle adlandırabilsek, çektiğimiz derdi elle tutulabilir, belirli, ölçülebilir, kesin ve net tanımlamalara indirgeyebilsek işimiz aslında ne kadar da kolaylaşırdı… Mide ülseri ya da kol kırığı gibi; doktora gider, bize söylenenleri yapardık, bir anda her şey çözümleniverirdi…
Ne yazık ki işler nadiren bu denli basit oluyor…
Çünkü bu acı, dert, kaygı insanın kendisine ait… Ne isim verirsek verelim, içimizde biliriz ki sizin acınız ne benimkisi ile ne de başka herhangi birininki ile aynı değil… Tabi ki benzerlikler var, insanız, ancak eninde sonunda ne çektiğinizi yalnızca ve yalnızca siz kendiniz biliyorsunuz… Her insan şansına münhasır özellikler taşır, her bir insanın düşünme ve dünyayı algılama biçimi kendine özeldir. Tam da bu nedenle bir insanın acısı da kendine özeldir, kişinin kendi tarihi ve kendi deneyimleri ile anlamlı bağlantıları vardır.
Bu nedenle sizi konuşmaya ve kendinizi anlatmaya davet ediyorum. Zira insan ancak konuştukça kendini duymaya başlıyor. Kendini anlamanın, ne istediğinin farkına varmanın ilk aşaması çünkü konuşmaya başlamak…
Sizi “dinleyen” biri ile konuşmak ve kendiniz için, kendinize ait bir yol bulabilmek için…
